Topal Bekir

Bir haftadır sık aralıklarla yağan kar bütün köyü bembeyaz bir örtüyle kaplamıştı. Etraf buz kesmiş, kış bütün şiddetiyle köyün tepesine binmişti. Hiç kimse zorunlu kalmadıkça kendinde dışarıya çıkacak cesareti bulamıyordu. Mehmet Çavuş ibadetine düşkün, mümkün oldukça namazını camide kılmaya çalışan, kırk beş elli yaşlarında, kendi halinde bir adamdı. Kimsenin iyisine kötüsüne karışmaz, işiyle gücüyle uğraşır, zaman buldukça da cami çıkışında köy odasına gider oturur, konuşulanlara karışmaz, sadece kulak   misafiri olurdu. 

Bugün de yine yatsı namazı için evinden çıkmış düşmemek için başı önünde dikkatle ilerliyordu. Az sonra Ali Hoca’nın* sesi duyuldu. Ezanla beraber bu kızılca kıyamette evlerinden çıkabilme cesareti gösteren üç beş kişi camiye girdiler. Namaz çıkışı bir arkadaşı Mehmet Çavuşu odaya davet etti. Beraberce köy odasına gelip bir köşeye kuruldular. O gece değişik bir çok konudan söz edildikten sonra  laf dönüp dolaşıp avcılığa gelmişti.Herkes avcılıkla ilgili hatıralarını heyecanla anlatmaya başlamışlardı.Bu arada vakit epeyce ilerlemiş olmasına rağmen kimse farkına varmamıştı. 

Bir ara köylülerden biri Tuzlanın* üstünde Doğuların* bahçenin çevresinde üç tilki gördüğünü anlatmaya başladı.

- Daha dün gördüm,bu hayvanlar tekin değildir. Allah bilir kimlerin tavuklarını aşırmaya gelmişlerdir.Aslında bunlar tavuk için ta burnumuzun ucuna gelmişlerken bunları avlamak lazım diyordu. Daha buna benzer bir çok şey söylendi, dinlendi.Yavaş, yavaş evlere dağılma vakti gelmiş,hatta biraz da geçmişti bile.Herkes birer ikişer evlerine dağılmaya başladılar. Mehmet Çavuş da yerinden doğruldu. Odanın ortasında yanan ve sönmek üzere olan sobanın başına varıp bir müddet kendisiyle beraber evine gidebilecek bir kişi olup olmadığına baktı. Maalesef kendisiyle gidebilecek kimse yoktu. Köy odasından tek başına çıkıp evine doğru yöneldi. Onun evi köyün en kıyısında Tuzlanın hemen yanındaydı. 

Eve gelirken odada anlatılan tilkiler aklına geldi.İçinden “Madem bu tilkiler ta bizim evin önüne kadar iniyorsa ilgilenmek bize düşer” diye geçirdi.Evet hiç vakit kaybetmemeli bu tilkileri avlamalıydı.Üç tane tilki… Bunların kürkleri de iyi para ederdi.Ayrıca zaman zaman tavuklarından kaybolanlar oluyordu. Demek ki bu tilkiler aşırmışlardı. “Canım tavukları göz göre göre demek bu üç uyuz tilki kaptı öyle mi?” diye mırıldandı.İçinden yavaş yavaş bir öfke kabarmaya başlamıştı. İşte evinin önündeydi. Adımları onu doğruca tavuk kümesine doğru sürükledi.Aklından geçen düşünceler hareketlerine bir heyecan katıyor ve acele ediyordu. Daha eve geldiğini eşine bile haber vermeden hayatta asılı duran dolma tüfeğe gözü ilişti. Kümesten daima sesiyle ortalığı yırtan çil horozu yakaladı. Öbür eliyle de tüfeği kavradığı gibi dışarı fırladı. Adeta koşuyordu. Gecenin karanlığında ara sıra uğultularla esen fırtına korkunç sesler çıkartıyordu. Ortalıkta yol iz görünmüyordu. Etraf dümdüz olmuş esen fırtına çukurları doldurmuştu. Gideceği yer zaten fazla uzak değildi. Tuzlanın yanına vardığında elindeki horozu daha da avucunun arasına sıkıştırarak Doğuların bahçesine doğru tırmanmaya başladı. Çünkü bahçe yoldan birkaç metre kadar daha yüksekte kalıyordu. 

Tarif edilen yer burasıydı. Bahçe duvarının dibine durup etrafa kulak kesildi.Esen fırtınanın sesinden başka hiçbir ses duyulmuyordu.Elindeki dolma tüfeği bahçe duvarına dayayıp cebinden çıkardığı ipi horozun ayaklarına sıkıca bağladı. İpin diğer ucunu ise ceviz ağacından aşağı doğru sarkan bir dala bağlayıp hemen tüfeğini tekrar eline aldı.  Yan tarafta duran irice bir kayanın arkasına boylu boyunca uzanıp siper aldı Az önce ağaçtan kırdığı küçük bir ceviz dalıyla horoza birkaç kere dokundu.Horoz korkusundan ciyak ciyak bağırıyordu.Horozun sesi kesilir kesilmez Mehmet Çavuş etrafı dikkatle dinliyor bir taraftan da az sonra horozun sesine gelip tuzağa düşüreceği tilkileri düşünüyordu. “-Sizi namussuzlar sizi, az sonra el mi yaman bey mi yaman göreceksiniz. Benden aşırdığınız tavukları canlarınızla ödeyeceksiniz” diye kendi kendine konuşuyordu.Tekrar horoza dokundu , horoz yine acı acı bağırdı.Bir ara sanki kulağına garip sesler geldi.Öyle ki sesler çok yakından geliyor olmalıydı. “Evet beklediğim misafirler geliyorlar herhalde ” diye geçirdi içinden. Tüfeği iyice kavrayıp siper aldığı kayanın arkasına biraz daha sokuldu. 

Bir anda sesler hemen yanına gelivermişti sanki. Bahçe duvarının arkasından çeşitli hırıltılar ve uğultular geliyordu.  İyice nefesini tutup seslerin yoğunlaştığı tarafa doğru  nişan aldı. Artık geriye sayım başlamıştı. O da ne?!... Nerdeyse aklını oynatacaktı.Önündeki duvardan ard arda ,tam sayamamıştı ama sekiz veya on tane kurdun atladığını gördü.  

Mehmet Çavuş bunu hiç beklemiyordu. Bu davetsiz misafirlere hiç de hazırlıklı değildi.İşin garibi elindeki dolma tüfekle sadece bir defa ateş edebilirdi.Adeta ayaklarının bağı çözülmüştü.Beyninde şimşekler çaktı. “-Allah kahretsin” diyebildi.  Gecenin zifiri karanlığında açlıktan ta köye kadar inmiş bir sürü azgın kurtla nasıl baş edecekti? Bir ara sonum geldi galiba diye düşünmeye başladı.Ölümün sıcaklığını ensesinde hissediyordu.Az sonra sekiz on aç kurt kendisini param parça edeceklerdi. Öyle ki kendisinin hiçbir şeyini ortada bırakmadan yeyip gidecekler bu dünyada namı nişanı kalmayacaktı.Gözlerini kapatıp şahadet getirmeye başladı. Belki de en akıllıca olanı buydu.Bir defa açlıktan kudurma derecesine gelen sekiz on kurdun ocaklarına düşmüştü. Bütün iş kurtların insafına kalıyordu. Elindeki tüfeği bile unutmuştu.Saniyeler bir türlü geçmek bilmiyordu. 

Derken horoz yeniden acı acı bağırmaya başlamıştı. Mehmet Çavuş gözünü açtığında bir de ne görsün, kurtlar horozu daldan kapmışlar ,aralarında paylaşmak için biri birlerine girmişler, altlı üstlü boğuşuyorlar. Onlar boğuşurken sanki kendisini fark etmemişlerdi. Bulunduğu yerden geriye doğru sessizce sürünerek kaymaya başladı.Biraz ilerisi zaten çukurda kalıyordu. Kendisini  iki üç metre aşağıda kalan çukura doğru  bıraktı. Başını kaldırıp baktığında kurtlar görünmüyorlardı. Yerinden doğrulur doğrulmaz bir ok gibi fırladı. Başını tekrar çevirip baktığında kurtlar görünmüyordu. Kurtulmuştu galiba. Nefesi kesilircesine düşe kalka nihayet evinin önüne gelmişti. Evin kapısını kırarcasına zorlayıp açtı.Ahşap kapıyı çaat diye kapatıp arkasına yaslandı. Öylece kalakalmıştı. Bir müddet dışarıyı dinledi delice esen fırtına da dinmiş ortalığı bir sessizlik kaplamıştı. 

Şimdi tamamen aklı başına gelmişti.Olanlara gülmeli mi ağlamalı mıydı? Az önce olanlar bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçti. Az sonra “ – Yürü zavallı Mehmet Çavuş yürü. Üç tilki avlayayım derken neredeyse kendi postundan olacaktın.Aç kurtlara bir horoz vererek canını zor kurtardın. Bu sana iyi bir ders olsun.Atalarımız ne demişler “Gündüzün şerri gecenin hayrından iyidir.” diye söylenerek ağaç merdivenden yukarıya çıktı. 

* Mehmet Çavuş=Topal Bekir: Yıllar önce vefat etmiş babamın  dayısı.

*Tuzla: Köyde bir çeşmenin adı

*Doğular: Bir sülalenin adı

*Ali Hoca: Yıllar önce vefat etmiş köyümüzün meşhur hocalarından

Not: Bu hikaye gerçek bir olay olup ,defalarca rahmetli annemden bizzat dinlemişimdir.Olayın geçtiği yıllarda bugünkü Büyük Mahalle Camiinin olduğu yer harman yeri olarak kullanılıyormuş Dayımın(Mehmet Çavuş=Topal Bekir) harabe halinde olan bugünkü evi köyün en ucundaki evmiş. Bu olayla ilgili yaptığım zorunlu açıklamayı aslında köyümüzün orta yaşlıları gayet iyi bilirler. Ancak yıllar önce köyümüzden çeşitli sebeplerle kopmuş, başka ülkelere veya memleketlere gidip yerleşen hemşerilerimizin çocukları,kısacası gençler bilemeyebilirler diye yaptım.

 

Mustafa ÇAĞIRAN

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni

Doğanhisar / KONYA

Tel:0332 5560025 (Ev)         05435884181  (Cep)

E-Mail  :mcagiran@mynet.com        mesale42@hotmail.com